Kayıtlar

Evi Motora Yüklemek

Resim
Son bir haftadır en büyük eğlencem, X-City' yle haziran başında çıkacağım seyahat için eşyalarımı toplayıp toplayıp dağıtmak. Motoru yüklüyorum, geri boşaltıyorum. Çantaları dolduruyorum, geri boşaltıyorum. Kafam çoktan Gelidonya Feneri' nin yamacına matı serdi, ben nasıl oluyor da hala İstanbul' dayım anlamıyorum.

Madem bu kadar eşya yükleyip boşaltmakla uğraşıyorum, bari dedim, bir yazı yazayım. Çantaya Ne Koymalı serisi bu blogun en çok okunan ve faydalanılan yazısı. Üzerinden de üç dört sene ve onlarca seyahat geçti. Yeni tecrübeler ışığında yeni bir liste paylaşmanın vaktidir diye düşündüm. :) Tabii her seyahatin ve insanın koşulları farklıdır, o yüzden siz benim bu kişisel tecrübelerimi kendinize göre modifiye edip kullanınız. Hatta farklı bir fikriniz varsa yorum yazarsanız çok sevinirim. :)

Eveet, koşullarımız şöyle: Burçak, kadın, 30 yaşında, solo seyyah, 2012 model 250 cc lik sukutırla geziyor. Az para harcayacak, çoğunlukla kamp yapmak niyetinde, kendi yemeğini …

Çanakkale, Üçüncü Gün: "Gizli Günahların Adası"

Resim
Eveet, nerede kalmıştık? İnanılmaz facialara doğru adım adım ilerliyor ve bunu henüz bilmeden saf saf geziyorduk. Zaten hep böyle değil midir dostlarım? En safiyane saadetlerimizin bir adım ötesinde duran trajedileri hayat bizden nasıl da şakacı bir özenle gizler. İşte ben de aynen böyle safiyane bir saadet içinde kendimi Bozcaada’ nın çam ormanlarına atıyorum, tenha plajlarında geziyorum. Fakat yağmur yağmış, toprak yumuşacık, ben de bileğime kadar çamura battım haliyle. Kendim battığım yetmedi, motoru da batırdım güzelce. Olsun, sonuçta yoldur, maceradır, bunlar olur. Ama trekking ayakkabılarını da, ucuzundan da olsa yeni almışım, özeniyorum filan, dur dedim otele dönünce şunları güzelce bir temizleyeyim. Vardım otele, Tatlı Sahip şarap ikramı için beni bekliyormuş. Şarap cini gibi elinde tepsi, tepside bir kadeh kırmızı, peşimden geliyor. Şarabı ve yanında ikram ettiği keçi peynirlerini aldım. Ama hakikaten izzet-i ikram, hakikaten şahane lezzetler. 
Şarap-peynir sefası bitince hadi…

Çanakkale, İkinci Gün: "Yalnız Kaskı Çıkarırsak"

Resim
Çanakkale’ de, sincap turist oda arkadaşımla sessizce geçirdiğimiz geceden sonra, sabahın karanlığında ( evet, sabahlar hala karanlık :( ) uyandım. Saat yedi civarıymış. Kalktım, sabah temizliği, şu bu, hallettim; hafif ve kullanışlığı olduğu için çok sevdiğim peştemalimi ıslak saçlarıma sarıp kahvaltı hazırlamak için yine mutfağımı balkona taşıdım, ama bu sefer gün geceki, iskeleyi gören en üst balkona değil, bizim odamızla bitişik, apartmanlar arasındaki iç bahçelere bakan, saçak altı olduğu için de yağmurdan korunaklı olan balkona. Yeni yeni aydınlanan gün, mis gibi yağmur kokusu, mahmur bir sessizlik, içimde ağdalı bir huzur, ocağı yakıp su ısıttım, tarhana çorbası pişirmeye koyuldum. 
Bu tarz sırt çantalı, kamplı seyahatlerin çok hoş bir özelliği var: Zaten yapmak zorunda olduğunuz işler sizin için sahiden bir etkinliğe dönüşüyor. Evde her gün ocak yakıp yemek yapıyorum mesela , ama hiç böyle faaliyetin kendisine odaklanarak yapmıyorum. Biraz angarya kabilinden geliyor hatta. Oysa…

Çanakkale, Birinci Gün: "Tüpüm de Var."

Resim
Efendim, martın ilk haftası henüz bitmiş, kıştan kafaca çıkmışız ama maalesef fiilen çıkamamışız. Ama ben kafaca çıktığımız için gerçekten çıktık sandım ve üç günlük bir Çanakkale turu organize ettim hemen. Zaten iki aydır yeni oyun provasındayım, zaten havanın karanlığından soğuğundan kusmak üzereyim, artık bahar gelmese de ben gelmiş gibi davranmak durumundayım, çünkü biliyorsunuz, insan neye inanırsa gerçek odur. Ben de baharın geldiğine, havaların çok güzel olduğuna ve emektâr scooter’ ım X-City’ yle şahane bir seyahat gerçekleştireceğime inanıyorum, evet.
Böylece bir salı sabahı erkenden kalktım, çantalarımı yükledim, güneşli bir mart yoluna çıktım. O kadar uzun süre evlere kışlara tıkılıp kalmışım ki, kuş gibi uçuyorum. Bir de motorun lastiklerini birkaç hafta önce değiştirdim, City Grip taktırdım. Uzun zaman kabak lastiklerle gezdikten sonra ( üstelik iki kere de patlatıp ) Allahım, yolu o kadar iyi tutuyor ki gereksiz gereksiz hareketler yapıyorum, anlamsız makaslar, yatıp kalk…

X-City ve Olgunluk Çağı :)

Resim
Bir yolsever, her zaman yolsever kalır dostlarım. Mevsim kış olduğunda, kar yağmur geçit vermediğinde de kilometreleri hayalinde kat eder, kitaplarla kat eder, başkalarının seyahat anılarıyla kat eder, kendi fotoğraflarıyla, aldığı yol notlarıyla, çektiyse videolarıyla, tekrar tekrar gider. Bu kış İstanbul’ da pek sert geçti. Ben gariban Antalyalı, üşümekten artık asabım bozuldu. Yoğun işler, provalar derken günleri günlere ekledik, yine de çok şükür bir Mart’ ı daha salimen gördük. Bu sene benim otuzuncu baharım olacak. İlk motorum, 2005 model Cg125imi ( nam-ı diğer Titan ) aldığımda 23 yaşındaydım. Bu geçen altı senede Cg125, Ybr125(esd), F650 Gs, X-City ve son olarak Cbf600 olmak üzere beş motor değiştirmişim. İnsanın yaşı büyüdükçe hayatı ele alma biçimi ustalaşıyor, eskiden zor gelen her şey tecrübeyle kolaylaşıyor. Hepsinden önemlisi, önceliklerimizi belirlemeyi öğreniyoruz. Hem özel, hem profesyonel ilişkilerimizde, kariyer hayatımızda, motosikletlerimizde, hobilerimizde, zevkl…

BANDIRMA UNDERGROUND - 2 / NİŞANLIM GELECEK

Resim
Birinci bölümü buradanokuyabilirsiniz.

Efendiim, o kaçınılmaz an geldi ve süslenip, püslenip, takıp takıştırıp çıktım otelden. Elbise, topuklu ayakkabı, en çok da “ay saçım bozulmasın” meselesi yüzünden düğüne motorla değil taksiyle gitmeye karar vermiştim. :) Otelin önünde dizi dizi bekleyen taksilerden birine atladım, dedim çek düğüne. Taksici neşeli, taksici konuşkan, taksici iş bağlayıcı. “Dönüşte arayın ben gelip alırım sizi.” dedi, kartvizitini uzattı. Ona da bir sorayım dedim, Bandırma’ da ne var ne yok diye. “Bandırma’ da hiçbir şey yok.” dedi. 
“Erdek tarafı güzel ama. İsterseniz ben yarın gezdireyim sizi.”  “Sağolun motorum var, kendim gezerim.”  “Motor mu? Oo bende de var, daha iyi, beraber gezeriz o zaman, motorlarla.”
Bendeniz ergenliğini şişman bir kız olarak yaşadığım için benimle zamanında pek ilgilenen olmamıştı, ben de ilgi püskürtmek için gerekli yetenekleri zamanında geliştiremedim. Sonradan sonradan öğrenince de tam beceremedim. Tam anlayamıyorum da adamlar hangi nokt…

BANDIRMA UNDERGROUND - 1 / NASIL ZEKİ DEMİRKUBUZ OLUNUR?

Resim
Eylül ayının başında inanılmaz bir maceraya atıldım dostlarım, anlatmadan geçersem yazık olur. Bir arkadaşımın abisinin Bandırma’ da düğünü var, ayın üçünde. Aylar öncesinden takvime işaretlemişim. Şehir dışından düğün misafiri getirtme, otel, oda, ağırlama ve benzeri işlerin ne kadar çileli olabileceğini kendi ablamın düğününden bildiğim için de “Siz beni hiç düşünmeyin, ben motorla gelirim, kalacak yerimi de kendim ayarlarım.” demişim, internetten ucuz yollu bir otel ayarlamışım. Zaten de düğünden hemen önce Bursa’ da provadaymışım, yani Bandırma’ ya Bursa’ dan geçiyorum. Buraya kadar herşey güzel.


Efendim, Bursa’ da provalarımı yaptım bitirdim, pazar sabah vakitlice yola çıktım. Otoyoldan seri bir şekilde geliyorum. Rüzgar sağlı sollu dövüyor ama eskisi gibi uçmuyorum zira altımda 220 kiloluk Aziz var. Aziz tank gibi, Aziz dirençli, Aziz’ e bir şey olmuyor. :) Ben bireysel olarak uçacak gibi oluyorum, o yoluna bakıyor. Derken derken, benzin ışığı yandı, hop girdik yolumuza çıkan ilk…